Bugun...
ALEM İÇİNDE ADEM!


VEYSEL ALTUN
v_altun44@hotmail.com
 
 

Âlem, İnsan, Allah… Üzerinden ontolojik bir bakış açısıyla uzun uzun düşünmek hatta tefekkür etmek gerekir. İnsan nasıl bir varlıktır sorusu üzerinde daha önce durmuştuk. İnsan üzerinde onu yaratan Allah ile ilgili bir projeksiyon çizmiştik. Projeksiyon derken zatını değil, sıfat ve isimlerini kastediyorum.

 

Burada daha çok âleme-belki de evrene- varoluşsal bir bakış açısıyla bakmak gerekmektedir. Sonrasında âlemin içinden insanın yekûnunu ölçmek ve âlem-insan ilişkisinde Allah’ın ortaya koyduğu yola dikkat çekmek gerekmektedir. Ama en başta söyleyeyim ki, her biri ciltlerce kitaba sığmayan bu konuları bir köşe yazısıyla açıklamak imkânsızdır.

Âlemin ontolojik kanıtı için onu yaratan Allah’ın varlığına değinmek gerekirse, filozoflar genellikle Allah için vacibul vucud kavramını kullanmaktadır. Ne demek vacibul vucud? Varlığı zorunlu olan, öncesi ve sonrası bilinmeyen, yalnızca uluhhiyet ve halıkiyyeti ancak sıfat ve isimlerle bilinebilen varlık demektir. İnsan ise mümkün varlıktır. Yani sonradan yaratılan ve her an yaratılması mümkün olan ve tekrarlanan varlık.

Âlemin ise bu iki kavrama da girmeyen, kendisine has bir özelliği vardır. Yani Âlemin varlığı ne zorunludur ne de mümkündür. Âlemin varlığı ne Allah’ın varlığı ile ne de insanın varlığı ile bir zikredilir. Aslında ilk bakışta her şeyi yaratan Allah olduğuna göre, kendisi dışında her şey mümkün varlık olmalıdır deriz. Fakat Farabi, İbn Rüşd g.b İslam filozofları âlemin varlığını insanın varlığından hep ayrı tutmuştur.

Burada düşünülmesi gereken âlem neden insan ile ya da sonradan yaratılan diğer varlıklarla aynı kefede değerlendirilmemiştir? İnsanın âlemdeki yeri ne olmalıdır?

İnsan dünyaya gönderilirken başıboş bırakılmamıştır. Onun yeryüzünde bir misyonu vardır. Allah’ın halifeliğini yapmak... Hem zaten insan Allah’ın ruhunu taşıdığı için âlem içinde insanın ayrı bir misyonu olmalıdır da. Ama her ne kadar insanın âleme nizam vermek gibi bir sorumluluğu olsa da onun hakkında tam anlamıyla veya kesin bilgiye ulaşması da mümkün değildir.

O halde insanın daha önce de belirttiğim gibi kendisi ile ilgili bilgiye sahip olması yani kendisini tanıması gerekir. Bu bile tam olarak mümkün değildir. Çünkü kendisini tam olarak tanıması için ruhunun da farkında olması gerekir ki ruh ile ilgili insanın çok şey bilmesi imkânsızdır. İnsan için önemli olan âlem içinde kendi yerini tayin etmek ve misyonunun farkına varmaktır. Kaldı ki insanın sorumlu tutulduğu tek konu da burasıdır. Bunun dışına istese de çıkamaz. Demek ki insan aslında çok aciz bir varlıktır. Ama bu acizliğine rağmen kendisi için çizilen dairenin dışını da hep merak eder. Merak etmesi güzeldir ancak öncelikle sahip olduğu misyonun gereğini yerine getirmesi gerekir. Ne yazık ki, insanlık sistematik bir hata yapmakta ve kendi dışında her şeyi tanımanın peşinde. Tanımaktan ziyade küçük dağları ben yarattım edasıyla sahip olmanın gayretİDne...



Bu yazı 2012 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

NÜFUSU 10 BİNDE FAZLA OLAN BELDE BELEDİYELERİ YENİDEN KURULSUN MU ?


YUKARI