Bugun...
YAR YOLUNDA


Raziye Sağlam
 
 
Somuncu Baba

"Düğünden bir gün önce herkes uyurken yola çıktı.
Dört nala at sürerken¸ yüzüne çarpan rüzgârın inadına
alev alev yanıyordu. Biraz sonra şeyhini ve ailesini
karşılayacaktı.

Yaklaştıkça heyecanı daha çok artıyordu.
Uzaktan onları görünce atından atladı.

Yoldan kenara
çekilerek yaklaşmalarını bekledi ve İbrahim Efendi'yi
görünce hemen yaklaşıp elini öptü."

 Yavuz¸ önünde uzayan bayıra umutsuzlukla baktı. Her yanı öyle ağrıyordu ki¸ tepeye tırmanabileceğinden emin değildi. Şakağından süzülen kan yanağında¸ ince bir çizgi oluşturarak çenesinden yere damladı. Yüzünü gömleğinin yenine silmek istedi¸ lakin parçalanan gömleğin yeni de kalmamıştı. Şu tepeye bir ulaşsa ondan sonrası kolaydı.

Evleri Kırklar Köyünün dışındaki bu yüksek yamaçtaydı. Dedesinin anlattığına göre¸  çok eski zamanların birinde köyden bir delikanlı bu tepeden kırklara karışmıştı. Dedesi Yavuz'un saçlarını okşayarak¸ hikâyeyi öyle güzel anlatırdı ki¸ Yavuz bir gün bu tepeden kırklara karışmayı hayal ederdi. "Dede ben de kırklara karışıp uçmak istiyorum." der o da inci gibi dişleriyle gülümser ve "Oğul¸ yar yolunda her çileye göğüs germektir kırklara karışmak." derdi.

Yar İçin Candan da Geçilir Serden de

  Dedesi Salih¸ usta bir nakkaştı. Çevre köy ve kasabalardaki konakların süslemelerini yapıyordu. Nakkaş Salih önce eşini¸ ardından da kızı ile damadını kaybedip torunuyla bir başına kalınca¸ çalıştığı konaklara torununu da götürmeye başladı. Torunu onu hayata bağlıyordu. Bir de şeyhi İbrahim Efendi. Haftada bir gittiği sohbetine Yavuz'u da götürür¸ onun da bu manevî feyzden nasiplenmesini isterdi. Nakkaş Salih¸ uzaklarda iş aldığı zaman¸ geceden torununu terkisine atarak yola çıkar¸ gündüz sohbetinde bulunur tekrar geceden dönerdi. Yavuz biraz büyüyüp de aklı yetmeye başlayınca ona da bir at aldı ve yan yana at sürerek daha doğrusu uçarak gitmeye başladılar. Yavuz "Dede niye bu kadar zahmete giriyorsun. Gidiyoruz birkaç saat kalıp onca yolu geri dönüyoruz. Hem işte de çok yoruluyorsun. Yazık değil mi canına?" diye sorar¸ o gözlerinin içi gülerek uzaklara bakar ve orada şeyhini görüyormuş gibi saygıyla "Yar için candan da geçilir serden de torun." derdi.

Yavuz¸ dedesinin gözlerinde¸ hep aynı muhabbetle karışık bir özlem ifadesi görür ne anlama geldiğini anlamaz ama yine de sormaktan vazgeçmezdi. Belki de o ifadeyi görmek hoşuna giderdi.

Elli beş yaşındaydı ama Yavuz ona "Dede benden daha gençsin. Bu yaşta ben yoruluyorum sen hiç yorulmak nedir bilmiyorsun." diye takılır¸ Nakkaş gülümseyerek "Oğul aşktır insanı ayakta tutan da takatini kesen de…" derdi.  Yavuz ancak on yedisine gelip de âşık olunca anlamıştı dedesinin ne demek istediğini. Sümbüllü Konağın¸ güzelleri güzeli Esma'sına âşık olmuştu ama babası Zülfikar değil kızını ona vermek¸ Yavuz'u çevrede gördükleri anda adamlarına "Dövün" talimatı vermişti. Esma'nın da gönlü vardı Yavuz'da ama babasının korkusundan sesini çıkaramıyordu "Anam sağ olaydı böyle olmazdı." diye dertlenir ağlardı geceler boyu. Yavuz bu son dayaktan sonra kararını vermişti. İyileşir iyileşmez kaçıracaktı Esma'yı.

Tepeye tırmandığında adım atacak mecali kalmamıştı. Olduğu yere yığılırken ağzından zayıf bir "Dede!" sesi çıktı.

…."Ah be çocuk.  Bir gün döve döve öldürecekler seni."

Yavuz gözlerini hafifçe aralamaya çalışarak belli belirsiz gülümsedi.

– Yar  yolunda candan da geçilir…

Sözünü tamamlayamadan tekrar kendinden geçti.

 "Ah be torun! Yar yolunda candan da geçilir serden de dediysek¸ git ölesiye dayak ye demedik ya."  diye söylenirken kapı yavaşça vuruldu.

Dilfigar onun yere yığıldığını görünce¸ kucakladığı gibi dedesine götürmüştü. Sonradan nasıl taşıyabildiğine kendi de şaşırmıştı.  Beli ağrıdığına göre bayağı zorlanmış olmalıydı.

– Buyrun Dilfigar Hanım.  

– Torununuzun yaralarına sürmek için ilaç yapmıştım.

Nakkaş Salih elindeki tahta çanağa bakarken

– Siz anlar mısınız ilaç yapmaktan? 

Dilfigar gülümsemeyerek:

– Biraz anlarım. Derssaadette büyük biraderim hekimdir. Zamanında ondan bir şeyler öğrenmiştik.

Sümbüllü Konak

Dilfigar bir hekim ustalığıyla önce¸ Yavuz'un bütün kemiklerini tek tek kontrol etti. Kırık yoktu. Yalnız başının arkasında hatırı sayılır bir şişlik vardı. Kendine gelmesi uzun zaman alabilirdi. Sonra kendi yaptığı merhemi bütün yaralara sürdü. Kalan merhemi de akşam sürmesi için orada bıraktı. Çıkarken Nakkaş¸ onu bahçe kapısına kadar geçirmek istedi lakin Dilfigar "Torununuzu yalnız bırakmayın ben yolu biliyorum." dedi. Bir iki adm atmıştı ki bir şey hatırlamış gibi dönüp "Şeyy belki siz bilirsiniz¸ buralarda bir Sümbüllü Konak varmış."

Yavuz birden hızlı nefes almaya ve inlemeye başladı. Dilfigar merakla ona bakarken Nakkaş gülümsedi

  • Bizim âşıkın maşuku o konaktadır. O sebepten ah u zar eder.

Bu defa da inleme sırası Dilfigar'a geldi. Birden dizlerinin bağı çözülmüştü sanki. Olduğu yerde sendeledi. Nakkaş düşmemesi için kollarından tuttu ve

  • Benziniz attı gelin biraz içeride kendinize gelin.

Dilfigar'ın karşı koyacak hali yoktu. Biraz su içip kendine gelene kadar oturduktan sonra¸ Nakkaşı daha fazla merakta koymayarak anlattı:

Esma üç yaşındayken bir anlaşmazlıkla ayrıldığı kocası¸ Dilfigar'ın ailesinden kalan bütün mücevherleri çalıp¸ Esma'yı da yanına alarak İstanbul'dan kaçarak izini kaybettirmişti. Onu mücevherleri alırken gören bir hizmetçi şahitlik etmiş ve suçu sabit görülmüştü. Dilfigar onun hakkındaki bu kadı kararıyla birlikte¸ on dört senedir kızını arıyordu. En son burada olduğunu duyunca önceki gün gelmiş abisinin bir hastasının yardımıyla büyük cevizin yanındaki eve yerleşmişti. Şimdi kızını görmek için heyecanlanıyordu ama dikkatli olmalıydı. Zülfikar sezerse¸ yine Esma'yı alıp izini kaybettirebilirdi. Nakkaş Salih:

  • Önce kadı efendiye gidip durumu anlatalım. Sonra da Zülfikar duymadan kızı alalım ki¸ konağa subaşının adamları gittiğinde Zülfikar can havliyle kıza bir zarar vermesin.

Çifte Düğün

Nakkaş Salih ile Dilfigar olabildiğince sessiz konuşuyorlardı ama Yavuz her şeyi duyuyor gibi heyecanla nefes alıp vermeye başladı. Bir süre sonra gözlerini açtı ve ağrılarını umursamadan doğrulmaya çalıştı. İnler gibi bir sesle "Dede bir an önce Esma'yı alacağım o konaktan."

Nakkaş'la Dilfigar kendilerini tutamayarak güldüler.

Planladıkları gibi¸ Zülfikar yakalandı. hırsızlık suçunun cezası uygulandı akabinde de sürgüne gönderildi. Hırsız olduğu duyulunca zaten orada kalması da imkânsızdı. Ne kadar varlığı varsa yanına aldı¸ giderken konağı da ateşe vermek istedi ama adamları uyanık davranarak engel oldular. Şimdi Yavuz'la Esma'nın düğün hazırlıkları yapılıyordu ama Nakkaş'ın gönlünde başka bir heyecan daha vardı. Şeyhi İbrahim Efendi de düğüne gelecekti. Bu arada bu olaylar olurken¸ kendi de farkında olmadan Dilfigar'a âşık olmuştu ama bunu değil Dilfigar'a kendine bile itiraf etmeye cesareti yoktu. Bu da için için daha çok yanmasına sebep oluyordu.

Düğünden bir gün önce herkes uyurken yola çıktı. Dört nala at sürerken¸ yüzüne çarpan rüzgârın inadına alev alev yanıyordu. Biraz sonra şeyhini ve ailesini karşılayacaktı. Yaklaştıkça heyecanı daha çok artıyordu. Uzaktan onları görünce atından atladı. Yoldan kenara çekilerek yaklaşmalarını bekledi ve İbrahim Efendi'yi görünce hemen yaklaşıp elini öptü.

  • Teşrifinizle Kırklar Köyünün şerefi arttı efendim.

İbrahim Efendi onun sırtını sıvazlayarak:

– Eksik olma Nakkaş Salih. Çifte düğününüze gelmekten¸ biz de çok memnun olduk. Düğününüz hayırlı¸ yuvanız huzurlu olsun.

Nakkaş Salih¸ gözünden akan yaşlara engel olamayarak bir kez daha şeyhinin elini öptü ve gözünün önüne gelen Dilfigar'ın hayaline gülümseyerek baktı.

Yazar / RAZİYE SAĞLAM

www.somuncubaba.net



Bu yazı 645 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

NÜFUSU 10 BİNDE FAZLA OLAN BELDE BELEDİYELERİ YENİDEN KURULSUN MU ?


YUKARI