Bugun...
KÜÇÜK ŞEHİDİM


Raziye Sağlam
 
 

Emir¸ kapının üst üste vurulmasıyla uyandı. Yorganı üzerinden atıp kalkmak üzereyken içeriden anasının ‘Kim o!’ diyen sesini duydu. Ortalık henüz aydınlanıyordu. ‘Kim ola ki bu saatte?’ diye söylenerek geldiğinde anası kapıyı açmıştı bile. Gelen teyze oğlu Yusuf’du.
Anası Gülsüm:
‘Hayrola Yusuf bu saatte?’ diye merakla karışık bir endişeyle sordu. Ailesinden birçok kişi çeşitli cephelerde düşmanla savaştığından her an acı bir haber bekliyor gibiydi. Yusuf¸ teyzesinin elini öptükten sonra geçip oturdu. Emirler’in evi köye çok uzaktı. Bahçesindeki dutun¸ cevizin¸ elmanın tadına doyulmazdı.
Diğer köylüler gibi ekin ekmezler¸ arıcılık yaparlardı. Ballarının ünü tüm çevre köylere yayılmıştı. İki tane inekleri vardı. Dağlardaki taze otlardan beslendikleri için sütleri¸ tereyağı ve peynirleri çok lezzetli ve kokulu olurdu. Emir’le anası bunları kasabanın pazarında satarak geçinirlerdi. Ama şimdi savaş yılları olduğu için fakirlik çoktu ve satmaktan çok yakınlarını kaybetmiş köylülerine dağıtırlardı.
Emir:
- Hoş geldin teyze oğlu. Biraz soluklan da niye geldiğini söyle¸ dedi.
Yusuf:
- Seferberlik ilan edildi. Eli silah tutan erkekler bugünden itibaren yazılacak. İki gün sonra sevkiyat varmış. Sen dün köye inmediğin için duymadın.
Gülsüm¸ seferberlik sözünü duyunca birden içinin ‘Cızz’ ettiğini hissetti. Kocası ile gardaşını da 93 Harbi’nde kaybetmişti. Şimdi sıra Emir’de miydi? Bir gün gideceğini biliyordu ama bu kadar çabuk olacağını beklemiyordu. Emir henüz on yedisindeydi.
Emir:
- Bu durumda bize durmak yakışmaz diyerek kalktı. Onunla birlikte Yusuf da kalktı.
- Ben de gideyim artık. Sonra gelirsin¸ birlikte gider yazılırız.
- Tamam¸ yazılırız. Ama önce birlikte bir güzel yemek yiyelim.
Çocukların kalkmasıyla daldığı düşüncelerden sıyrılan Gülsüm¸ ‘Emir haklı. Önce ekmeğinizi yeyin¸ sonra beraber gidersiniz¸’ dedi.
Emir abdestini almak için dışarı çıktı. Kendini bildi bileli namazını kılardı. Dışarıda hava buz gibiydi. Mevsim bahardı ama buralarda sabahları çok soğuk olurdu. Emir soğuk suyu yüzüne çarptıkça daha bir kendine gelip durumu iyice kavramaya başladı. Anası burada yalnız kalacaktı ama vatan her şeyden önce gelirdi. Zaten son zamanlarda anasıyla sık sık bu konuyu konuşur¸ ‘Yakında ben de gideceğim¸’ derdi. Anası da ‘Sen daha çok küçüksün¸ Emirim¸’ diye lafı değiştirirdi.
İçeri girdiğinde sofra kurulmuştu. Kaynamış taze sütün kokusuyla birden acıktığını hissetti. Sofrada taze peynir¸ bal¸ tereyağı¸ yuha ekmek vardı. Başlamak için onu bekliyorlardı. Emir¸ ‘Haydi¸ buyur gardaş¸’ diyerek ekmeğin yarısını bölüp içine taze yağ ile peyniri dürmeye başladı. Gülsüm üzüldüğünü belli etmek istemiyordu ama lokmalar boğazına diziliyordu. Gözünün önüne¸ hep o gün geliyordu. Köyün muhtarının evlerine kadar gelip aynı cephede savaşan kocası ile gardaşının şehit olduğu haberini verdiği gün. Bundan sonra da böyle bir habere yine hazırlıklı olmalıydı. Hem çok üzülüyor¸ hem bu üzüntüsünden utanıyordu. Oğlu her Türk evladı gibi vatanını savunmaya gidiyordu. Düşman temiz yurt toprağını çiğnerken elbette rahat evinde oturamazdı. Onu küçük yaşlardan beri hep bunun için hazırlamamış mıydı?
----
Emir ile Yusuf köyün diğer gençleriyle beraber adlarını yazdırdılar. Hepsinde garip bir heyecanla birlikte bir mahzunluk da vardı. Yarın öğlende kasabada toplanıp oradan vilayete götürülecek¸ sonra Çanakkale’ye sevk edileceklerdi.
Emir o akşam eve gelince daha bir büyümüş geldi Gülsüm’e. Gözleri dolu dolu oğluna bakıp bağrına bastı. İçinden ‘Küçük askerim¸ küçük şehidim¸’ diye söyleniyordu.
Emir¸ ‘Ağlıyor musun yoksa ana?’ diye sorunca alelacele gözlerini silip ‘Sen bana bakma¸ oğul. Bilirsin gözümün yaşını hiç tutamam¸’ dedi.
Ertesi günü ana oğul beraberce son kahvaltılarını yaptılar. Gülsüm¸ oğluna suyu hazırladı. Emir¸ evden çıkmadan yıkanıp boy abdesti aldı. O sırada Gülsüm ona taze peynir ve yağdan düremeç hazırladı. Tahta bir küleğe de biraz bal koydu.
Evden çıktıklarında Emir¸ bu yaşına kadar bütün hayatının geçtiği evlerine son bir kez baktı. Babasıyla geçirdiği güzel günler geldi gözlerinin önüne. Onu kaybettiğinde¸ uzun süre yokluğuna alışamamış¸ geceleri ne çok ağlamıştı. Şimdi hepsi geride kalıyor¸ yeni bir hayata adım atıyordu. Onu birden büyüten¸ omuzlarına vatan savunması gibi şerefli ve bir o kadar da büyük bir görevi yükleyen yeni bir hayat.
------
Köye indiklerinde önce Abdülkerim Hoca’ya uğradılar. Abdülkerim Hoca köyde çok sevilen ve sayılan¸ ilim sahibi bir zattı. Köyde herkesin yardımına koşardı. Köylüler bir müşkülü olduğunda ya da önemli bir karar vereceklerinde mutlaka ona danışırlardı.
Şimdi Emir de gitmeden önce gelip elini öpmüş¸ helâllik diliyordu. Abdülkerim Hoca onu gözlerinden öptü ve:
- Varın gidin¸ yolunuz açık olsun. Emanetiniz Allah’a olsun şehit ya da gazi olun¸ yıllar sonra bile adınız hep hayırla anılacak. Ne mutlu size. Biz de dualarımızla hep yanınızda olacağız¸ İnşallah.
-------
Vedalaşma çok acıklı oldu. Gururla karışık bir acıydı bu. Oğlunu¸ kocasını¸ gardaşını gönderenlerde sessiz gözyaşı¸ gidenlerde ise tarifi imkânsız bir heyecan vardı. Sanki köy meydanı hüzünlü bir bayramı yaşıyor gibiydi.
Gülsüm evine tek başına döndüğünde daha bir yalnız hissetti kendini. Akşamüzeri inceden bir yağmur yağmaya başladı. Gülsüm¸ ‘Emirim ne çok severdi bu yağmuru..’ diyerek kapının önüne çıktı ve gözyaşını yağmura katıp uzun uzun ağladı.
-----
6 ay sonra
O gün Gülsüm’ün bayramı gibiydi. Oğlu gittiğinden beri ilk kez mektubunu alıyordu. Emir¸ iyi olduğunu ama buradan haber yollamasının çok zor olduğunu¸ kendine iyi bakmasını söylüyordu. Mektubu uzun uzun kokladı. Sanki oğlunu görmüş gibi mutlu olmuştu. Her akşam¸ oğluyla konuşur gibi mektuba bakıyor¸ koklayıp göğsüne bastırıyordu. Onu çok özlemişti¸ hiç değilse rüyasında görmek için dua ediyordu.
Nihayet bir sabah¸ namazdan sonra seccadede oturduğu yerde gözü daldı. Düşünde Emir’i görüyordu. Emir gülümseyerek anasının elini öptü. Anası da onu bağrına basacakken birden silkinerek uyandı. Kapı vuruluyordu. Bir an rüya mı¸ gerçek mi olduğunu hatırlamaya çalışırken kapı bir daha vuruldu. ‘Hayırdır¸ İnşallah¸’ diyerek seccadeden kalktı. Uyku sersemliğiyle sendeleyerek yürüyüp kapıyı açtı. Gelen bacısı Zehra ile kocasıydı. Zehra¸ ‘Başımız sağ olsun¸ Abla¸’ diyerek sarıldı. Ağlıyordu. Gülsüm bir an dizlerinin bağının çözüldüğünü hissetti. Olduğu yere çökerek başını iki elinin arasına aldı. Gözlerinin önünde biraz önce düşünde gördüğü haliyle Emir olduğu hâlde ‘Vatan sağ olsun! Küçük şehidim babasına kavuştu¸’ dedi.

www.somuncubaba.net



Bu yazı 6173 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

NÜFUSU 10 BİNDE FAZLA OLAN BELDE BELEDİYELERİ YENİDEN KURULSUN MU ?


YUKARI