Bugun...
Bosna Nehri Kıyılarında Bir Köy


Raziye Sağlam
 
 
Somuncu Baba
 
HAZEL
 

Yıl 1878¸ Bosna Nehri kıyılarında bir köy…

Evde geçireceği son geceydi. Amcası “Gel bu gece bizde kal. Sabah ezanla çıkarız.” demişti ama Hazel son geceyi¸ şimdi hayatta olmayan ailesinin hatıralarıyla dolu bu evde geçirmek istedi. On altı yaşına gireceği gün¸ annesi en sevdiği yemekleri yaparken¸ köy Sırpların saldırısına uğramış¸ anne ile babası ve iki yaş büyük abisi şehit düşmüştü. Köyden birçoğu da aynı kaderi paylaşmıştı. Hazel pencerenin önündeki sedire oturdu. Fenerin ışığında Fetih Suresini okudu. Annesi her önemli işten önce¸ mutlaka b

 

Yıl 1878¸  Bosna Nehri kıyılarında bir köy… 

 

Evde geçireceği son geceydi. Amcası “Gel bu gece bizde kal. Sabah ezanla çıkarız.” demişti ama Hazel son geceyi¸ şimdi hayatta olmayan ailesinin hatıralarıyla dolu bu evde geçirmek istedi. On altı yaşına gireceği gün¸ annesi en sevdiği yemekleri yaparken¸ köy Sırpların saldırısına uğramış¸ anne ile babası ve iki yaş büyük abisi şehit düşmüştü.  Köyden birçoğu da aynı kaderi paylaşmıştı. Hazel pencerenin önündeki sedire oturdu. Fenerin ışığında Fetih Suresini okudu. Annesi her önemli işten önce¸ mutlaka bu sureyi okur ve “Sadakallahülazim”  dedikten sonra ilk ayeti (İnna fetahna leke fetham mübina) tekrar ederdi.

 

Dışarıdan Bosna Nehri'nin¸ her zaman gönlüne ferahlık veren ama bugün sanki veda etmek istercesine hüzünle çağlayan sesi geliyordu. Bosna Nehri son yıllarda¸ yöre insanının acısını anlatmak istercesine bir hüzün ırmağı haline gelmişti. Köylüler¸ kıyılarında yetişen çiçeklerin bile¸ artık boynunun büküldüğünü düşünüyordu.

 

Annesi ile babasının her zaman oturduğu yerde elini gezdirirken¸ gözünden yağmur gibi boşaldı gözyaşları. 93 Harbi denilen felaket sonunda¸ Sırplar gün aşırı köyü basıyor ve halkı bezdirecek işkenceler yapıyorlardı. Son saldırıda¸ neredeyse köylünün yarısı şehit oldu. Amcası Sencer¸ bazı komşularıyla birlikte göç kararı aldığında¸ Hazel bütün hayatını burada bırakacakmış gibi hissetti. Bir de annesinin dilinden hiç düşürmediği ve Hazel doğmadan önce muhtemelen Sırpların kaçırmış olabileceği ağabeyi Miraç'ı. Annesi¸ onun bir gün çıkıp geleceğine inanmıştı hep.  Annesine:

 

– Anacık! Daha yaşadığını bile bilmezsin ama bir gün çıkıp geleceğine inanıyorsun¸ dediğinde¸  annesi gülümseyerek gözlerinin içine bakmış ve

 

– Kızçem¸ evvelalla benim inancım abini yaşatıyor. Öldüğüne inanır isem yaşayamam ki. Bilirim o da bizim aldığımız bu havayı soluyup¸ bu toprağın suyundan içiyor.

 

O günden sonra¸ Hazel de buna inanmıştı. Kim bilir belki de inanmak istemişti. Giderse¸ hiç tanımadığı abisini de burada bırakmış olacaktı. Keza evi¸ arkadaşları¸ komşuları¸ çeyizi¸ bahçedeki dut ağacı¸ böğürtlen çalısı ve ekmek pişirdikleri tandırı da kalacaktı. Bu düşünceler içinde ne yapacağını¸ ne düşüneceğini bilmez bir haldeydi. Yaşayan bir ölüden farksız görünüyordu ama bir an önce kendini toparlamayı da çok istiyordu.

 

Hazel olduğu yerde uzanırken "Belki bir gün eskisi gibi gülebilirim ama bu acıyla artık ne kadar yaşarsam.” dedi kendi kendine. Ana karnındaki bebek gibi bacaklarını karnına çekti ve iyice küçülerek gözlerini kapattı. Genç bedeni uykusuzluğa¸ acıya ve hasrete daha fazla dayanamamıştı.

 

Kafile¸ göçün ilk gününü kazasız belasız atlattı ve Zanica Köyüne ulaştığında vakit gece yarısına geliyordu. 1500'lü yıllarda ecdadın yaptırdığı bir handa¸ geceyi geçirmek üzere konakladılar. Hazel ailesinden kalan bir atı¸ ineği ve babasının tüfeğini de yanına almıştı. Eşyaları atın iki yanına bağlamış ve amcasının küçük kızını da kucağına almıştı. Yol buyunca diğer köylüler gibi o da gözyaşlarını tutamadı. Sanki her damlada hasreti ve acısı bir kat daha artıyor gibiydi. Köyden uzaklaştıkça¸ Miraç Abisini bir daha hiç göremeyeceğini düşünüp¸ en çok da bunun için ağlıyordu. Şimdi Zanica'daki bu handa herkes bulduğu yere kıvrılıp¸ yorgunluktan bitap bir halde uykuya dalarken aklında ve gönlünde yine Miraç vardı. Gözlerini kapadığı anda¸ kâbuslar görmeye başladı. Uykusunun arasında¸ yanaklarından süzülen gözyaşlarını hissediyordu. Bu ne zor bir uykuydu. Uyumasa belki daha az yorulacaktı Ne kadar uyudu bilmiyordu ama birden bir elin gözyaşlarını sildiğini hissetti. Sonra kulağında bir ses¸ “Sakın korkma!”  İçi aydınlanarak gözlerini açtı ama hiç kimse yoktu. Yanağında hâlâ o elin sıcaklığını hissediyordu sanki. Sevinç mi¸ heyecan mı bilmiyordu ama içini rahatlatan bir duyguyla kalbi deli gibi çarpıyordu.

 

Sabah köylüler handan çıktıklarında¸ gördükleri karşısında çok şaşırdılar. Hanın çevresinde ondan fazla Sırp cansız yerde yatıyordu. Hazel birden geceki sesi hatırladı. “Sakın korkma!” Kendi kendine gülümseyerek etraftaki tepelere baktı. "Biliyorum oralarda bir yerdesin." diye mırıldandı. Yanına yaklaşan yengesi “Kızçem kim nerde?” diye sorduğunda ise gülümseyerek yengesine sarıldı. Kadın¸ "Eyvahlar olsun! Kız yavaş yavaş aklını kaçırıyor." diye düşünüp tedirgin olsa da¸ aylardan beri ilk kez yüzünün böyle gülmesine de çok sevindi.

 

Tekrar yola koyulduklarında¸ Hazel küçük kuzenine daha bir sevgiyle sarılarak “İnanmazsan yaşayamazsın.” dedi yavaşça. Çocuk ne olduğunu anlamadı ama elindeki ekmeği yerken kocaman gülümsedi.

 

Yol boyunca başka köylerden katılanlarla¸ sayıları giderek artıyordu. Hastalık ya da çetecilerin saldırılarında kayıpların çok olmasına rağmen¸ Zanica'da olduğu gibi¸ birçok yerde de Sırp¸ Bulgar ve Yunan çetecilerden aynı akıbete uğrayanları gördükçe¸ anavatana ulaşmaya olan inançları daha çok arttı. Kendi kafilelerinden kayıplar oldukça¸ gözyaşları içinde oldukları yerde defnediyorlar ve yüreklerinin bir kısmını orada bırakarak hüzünle yollarına devam ediyorlardı. Yola çıktıklarından beri bir ay geçmişti ki¸ Edirne sınırına yaklaştıkları haberi geldi. Kafile sayı olarak üçte bire düşmüştü. Yarı aç¸ yorgun ve yüreği acılı bu insanlar Edirne'ye girmeden önce son kez konakladıklarında¸ Hazel uyumayıp sabaha kadar beklemeye karar verdi. İçinde garip bir sevinç¸ kulağında hep aynı ses vardı. “Sakın korkma!”

 

Dinlenmek üzere herkes olduğu yerde uzanırken¸ Hazel gürültü çıkarmamaya çalışarak¸ onlardan biraz uzaklaştı. Kalbi heyecandan deli gibi çarpıyordu. Dilinde sürekli “İnna fetahnaleke fetham mübına” vardı. Bu ayeti söyledikçe¸ abisine kavuşacağı ana daha çok inanıyordu. Yüksekçe bir taşın üzerine oturdu. Pür dikkat etrafı izleyerek beklemeye başladı. Bir süre sonra oturduğu yerde uyuyakaldı. Ne kadar uyudu kendi de bilmiyordu ama bazı sesler duyup gözünü açtığında¸ biraz ileride bir hareketlenmenin olduğunu gördü. Kafileden nöbetçi olanlar da o tarafa yönelmişlerdi. Hazel önce eşyalarının olduğu yerden tüfeğini aldı. İlerideki ağaçlık alanda birileri çarpışıyordu. Oraya yaklaşırken¸ ay ışığında birini arkadan abisi Yavuz'a benzetti ama o olamazdı tabi. Hiç kuşku duymadan onun¸ Miraç olduğuna inandı. Ne kadar da babayiğitti. Sanki babasına benziyordu biraz. “Abi!” diye çığlık atacakken tuttu kendini. Zira etrafı sarılmıştı. Kafiledekilerden tüfeği olanlar tüfekleriyle¸ diğerleri taş ve sopalarla çarpışmaya katıldılar. Hazel¸ babasından öğrendiği kadarıyla abisinin etrafını saranlara sırasıyla ateş etti. İkisi yaralandı. Diğerlerinden biri abisini bırakıp¸ onun üzerine gelirken¸ Hazel tüfeğini bir kez daha ateşledi ve gözünü kırpmadan onu da vurdu. O sırada abisinin vurulduğunu da gördü. Kafiledekiler ise çeteye karşı zayıf durumda olmalarına rağmen¸ anavatana kavuşuyor olmanın sevinciyle onlardan üstün geldiler.

 

Çetecilerden geride kalanlar kaçarken¸ Hazel de abisi olduğunu düşündüğü gencin olduğu yere koştu. Omzundan yaralanmıştı ama o hala etraftaki diğer yaralılarla ilgileniyordu. Hazel'in heyecandan boğazı kurudu. Yavaşça yaklaşıp¸ kendinin bile zor duyacağı bir sesle “Abi!” dediği anda Miraç döndü. İki kardeş¸ diğerlerinin şaşkın bakışları altında hasretle sarılırken¸ Miraç “Beni tanıdığını anlamıştım ama sizi koruyabilmemiz için gizli kalmam gerekiyordu.” dedi.

 

Hazel biraz sonra şükür secdesine kapanırken dilinde yine "İnna fetahnaleke fetham mübına" vardı.

www.somuncubaba.net

 



Bu yazı 1515 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

NÜFUSU 10 BİNDE FAZLA OLAN BELDE BELEDİYELERİ YENİDEN KURULSUN MU ?


YUKARI