Bugun...
Yıl Dönümünde Halepçe Katliamı


Ali Güner
aliguner44@gmail.com
 
 

"Me gotî Hîtlerî miriy, carê şîn na bitin.

Me nizanî dê kurê wî Bexda mezin bitin..."

(Biz Hitler öldü, bir daha doğmaz diyorduk,

Oğlunun Bağdat’ta büyüdüğünü bilmiyorduk.)

Eyaz Yusif bu sözlerle anlatmıştı Halepçe Katliamını. Elma kokusuyla gelmişti ölüm. Bir karabasan, bir ahir zamandı Halepçe’yi bir anda teslim alan…

Yıl 1989… sınıf arkadaşım, mahalle arkadaşım ve birçok olayda/konuda dava arkadaşım Şevket ile birlikte bir bahar sabahı Diyarbakır Surlarının üzerinde geziyorduk.

Kapısından girmeye çalışınca kovulduğumuz, penceresinden girmeye davranınca itildiğimiz ve bir türlü kısmet olmayan memurluk sınavı için o dönemde Diyarbakır’daydık. Dönemin sağlık bakanlığı sağlık memurluğu için alacağı personel için yapacağı sınav için Diyarbakır’ı sınav bölgesi olarak belirlemişti. Biz de sınava girebilmek için bir hafta önceden girmiştik Diyarbakır’a.

Otele yerleştikten sonra köşe bucak Diyarbakır’ı gezdik. İşte o gezintilerimizden birinde surların üzerindeydik. Surların en geniş yerinde giyimi farklı bir kişi dikkatimizi çekmişti. Tek tip elbisesi; şalvarı, yeleği ve başındaki puşisiyle başka bir bölgeden geldiği belliydi.

İki kafadar hemen adama yanaşarak selam verdik. Yanılmamıştık; yabancıydı. El-kol hareketleriyle nereden geldiğini öğrenmeye çalışmıştık. Kendisini ifade etmeye/tanıtmaya çalışırken birkaç Kürtçe kelime telaffuz edince sorularımızı Kürtçe tane tane sorduk.

Belki yöreden kaynaklanan şive farkından dolayı az anlaşabiliyorduk fakat yürek diliyle çok iyi anlayabiliyorduk birbirimizi.

Adı Süleyman-ı Nazif’ti. 35 yaşında, 3 çocuk babasıydı. Halepçe katliamından kaçabilenlerdendi. Kulağının dibinde kapkara bir yara, elinin üzerinde derin bir iz taşıyordu. Irak’ın Kuzeyinde bulunan Şeyh Osman bin Abdulaziz’in liderliğini yürüttüğü Partiya İslamiya Kürdistan Partisinin bir üyesi imiş.

Bir katliamdan kaçmış Süleyman-ı Nazif… 1988 yılının 16 Mart’ında dönemin diktatörü Saddam Hüseyin’in emriyle Kürt kasabalarına başlatılan kimyasal saldırı 17 Mart’a kadar aralıklarla sürmüş ve dünya seyretmişti. Birçok kesiminin kabul ettiği ortak sonuç, çoğu kadın ve çocuk en az 5 bin kişinin öldüğü, 14 bin 765 kişinin yaralandığı. Ancak savaştan sonra kasabaya giden yabancı gözlemciler, sayının çok daha fazla olduğu görüşünde. İşte o katliamdan kaçmıştı çoluk çocuk bölgenin insanları.

Çocuklarının ismini sorduğumuzda duygu yüklü bir sesle cevap vermişti Süleyman-ı Nazif. Büyük kızının isminin Zeynep, diğerlerinin Rıvî(kaçan) ve Dılmahi(umduğunu bulamayan/gönlü kalmış) olduğunu söyleyince manalarını sorduk. Zeynep’in ismini Halepçe’de verdiğini, ancak ikinci çocuğunun ismini katliamdan kaçarken çektiklerini unutmamak için değiştirerek Rıvî yaptığını, son çocuğunun isminin manasını anlatırken de biraz duraksayarak etrafına baktı. Sanki birilerinin kendisini izlediğinden çekinir gibi bir tavır takınmıştı.

Türkiye’ye geldiklerinde artık kurtulduklarına inandıklarını, Müslüman kardeşlerinin kendilerine sahip çıkacaklarını, Ensar-Muhacir muamelesi göreceklerini umduklarını söyleyerek, umduklarının gerçekleşmediğini çizilen bir çemberin içine adeta hapsedildiklerini ifade etmişti Sülayman-ı Nazif. Kampa yerleştiklerinden bir ay sonra doğan kızına yaşadıklarını unutmamak ve ülkesine döndüğünde taşının, toprağının kıymetini her daim belleğinde diri tutmak için Dılmahi ismini verdiklerini anlattı.

İşte yine o katliamın yapıldığı günü yaşıyoruz. Benzer katliamlar burnumuzun dibinde, Müslüman coğrafyasında tekrarlanıyor.

O günlerde belki gelen muhacirler Ensar gibi karşılanmamıştı ancak günümüzde 3 milyon civarındaki misafire Ensar görevimizi bihakkın yerine yetirmeye çalışıyoruz.

O gün Süleyman- Nazif’le görüşürken, onun duygularına muhatap olurken önüme düşen başım şimdilerde alabildiğine dik…

O gün yarasını saramadıklarımızla ne kadar üzülüyor, hicap duymuşsak bugün bir o kadar yapılan misafirperverlikten dolayı mutlu oluyoruz, gurur duyuyoruz.

Mazlumların yanında zalimlere karşı dimdik bir duruş sergiliyoruz elhamdülillah…

NOT: 2016 yılında kaleme aldığım bir yazımı tekrar yayınlama ihtiyacı duydum



Bu yazı 4102 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

NÜFUSU 10 BİNDE FAZLA OLAN BELDE BELEDİYELERİ YENİDEN KURULSUN MU ?


YUKARI