Bugun...
BİR ŞEHİT HİKAYESİ


Abdulvahap Kaygusuz
vahapkaygusuz@gmail.com
 
 

Yer Doğanşehir ilçesi. 1990’lı yılların sonu.  Yaz mevsimi yaklaşıyor.  Vakit akşam namazı ile yatsı namazı arası bir vakit. Hafif bir yağmur yağıyor.

Eşimle bir hasta sormaya gittik, hastayı sorduk. Şifalar dileyip çıktık ve eve dönüyoruz. Merkez sağlık ocağının önünden geçiyoruz. Sağlık ocağı kapalı. Kapalı ama giriş kapsısının yan tarafındaki bahçe kapısının yanında 35–40 yaşlarında olduğu tahmin edilen bir erkek ve bir kadın duvar dibine sinmiş bir şekilde bekliyorlar.

Merak ettik. Galiba köylere gidecek yolcular. Ya araç bekliyorlar, ya da paraları yok diye düşündük.

Biraz ilerledikten sonra içimize sinmedi. Geri döndük. Soralım yolda kalmışlarsa evimize götürüp misafir edelim diye yaklaştık.

Selam verdim.  Her ikisi de bitkin. Ayağa kalktılar. Adam aleyküselam dedi.

Hayırdır arkadaş. Akşamın bu saatinde yolda mı kaldınız. Araba mı bekliyorsunuz. Neden buradasınız? Diye sordum.

Hayır dedi adam. Kısık bire sesle. Oğlumuz şehit oldu da. Arkadaki boş bir odaya koydular. Başlarında asker bekliyor. Bizi de oraya bırakmıyorlar. Yasakmış. Bekliyoruz böyle abi dedi.

Kadında ses yok. Diğer yandan eşim de kadınla ilgileniyor.

Nasıl olur dedim. İnanamadım.

Emir almışlar abi dedi Şehit babası.

Gelin sizi eve götürelim dedik.

Oğlumuz tabutta yatıyor. Biz bir yerlere sığamayız abi dedi. Şehit babası.

Doğruydu söyledikleri. Çocuklarının na’şının bulunduğu 20 metrekarelik odaya bile sığmamışlardı da dışarıda bekletiliyorlardı.

Allah sabır versin deyip ayrıldık.  Süratle eve geldik. Hemen telefona sarıldım. İlçe Jandarma komutanını aradım.

Komutanım. Biliyorsunuz bir şehidimiz var. Başınız ve başımız sağ olsun. Diye söze başladım ve “Komutanım asker aileleri yasak diye şehidin na’şının olduğu yere alınmıyor. Yağmur altında hem de bahçe kapsının dışında bekletiliyorlar. Bundan haberiniz var mı? diye sordum.

Bölük komutanının haberi yoktu. Acele ile çıkıp geldi. Beni de alarak birlikte sağlık ocağına döndük. Biz Sağlık ocağına gidene kadar bir başçavuş nezaretinde birkaç asker de sağlık ocağına gelmişti.

Şehit aileleri şehidin na’şının bulunduğu odanın yan tarafına alınmış, odaya seyyar bir ısıtıcı konulmuş, sandalye temin edilmişti. Diğer bir odada ise çay kumanya vs hazırlanmış olduğunu gördük.

Komutan ve gelen başçavuş aileyle ilgilendi ve ilgilenmeye de devam edeceklerini söyleyip, duyarlılığımızdan dolayı bizlere teşekkür ederek konu hakkında bilgileri olmadığını defalarca tekrarladılar.

Doğanşehir’de şehit cenazelerinin namazları, ya belediye meydanında, ya da merkez cami önünde kılınırdı.

Merkez cami önünde cenaze namazı hazırlıkları başlamıştı. Aldığımız bilgilere göre cenaze törenine katılım üst düzey olacaktı. Malatya Valisi, Belediye Başkanı, Kalabalık bir protokol, askeri ve mülki erkân cenaze namazına iştirak edecekti.

Öncelikle askeri personel geldi. Ben de bir yandan haber yaparken diğer yandan ses cihazının kurulması ile ilgili görevlendirildiğimden törenin içerisinde yer almaktayım.

Öyle bir intizam var ki. Rütbeli subaylar her şeyin görselinin en iyi olması için büyük bir gayret içerisindeler.  Nerdeyse kıbleyi bile değiştirecekler.

Efendim Çelenkler gelecekmiş. Onlar şuraya konulacak. Şehidin tabutu şurada yer alacak. Vali burda duracak. Şu şurada duracak.

Peki şehit ailesi o nerde duracak?

Şehit babası akşamki tanışmanın verdiği cesaretle yanıma yanaştı. ‘Abi oğlumun yüzünü bize gösterecekler mi’ diye sordu.

Sen merak etme sorar söyleriz size dedim.

İlçe müftüsü Mükremin hoca, onunla konuyu istişare ettik. Tabiki dedi müftü, görmek ailenin hakkı. Ama cenaze bütünlüğü nasıl bunu bilmiyoruz dedik.

Yanında gelen uzman bir er vardı. Onu bulduk. Sorduk. Şehidin cenazesinin vücut bütünlüğü nasıl diye.

Yüzünün sol tarafından darbe almış. Sol tarafın görülmesi iyi olmaz.

 Peki ne var o bölgede.

Pamuk ve bandajla kapatılmış

Sağ taraf

Sağlam

Tamam dedik Müftü hocayla.

Derken 2.Ordu Komutanı geldi. Hasan Paşa.

Her ne kadar şehit bizim olsa da, Ana baba kuzusu olsa da söz sırası tabiki paşada.

Paşaya rica ettik. ‘Komutanım asker ailesi şehidini görmek istiyor. Şehidin durumu da böyleymiş”’ diye anlatmaya kalktık. Nafile

HAYIR olmaz. Siz işinize bakın bize karışmayın.

Ben girdim söze. ‘Bakın komutanım 3-5 yıl sonra birisi çıkar bu sizin çocuğunuz değildi veya sizin çocuğunuzu filan yârde görmüşler derse , veya bu başka cenaze derse ne olacak’ dedim.

Sert bir fırça da ben yedim. ‘Herkes işine baksın. Olmaz öyle şey. En azından DNA testi var. O zaman onu yaptırırlar’ diye sert bir zılgıt da ben yedim. Çaresiz sustuk. Sonuçta 2. Ordu komutanı. Sonuçta Paşa.

Biz de paşa paşa sustuk.

Arkadan vatandaştan sesler yükseldi. ‘Komutanım size gencecik evlat verdik. Cenazesini bile göstermiyorsunuz. Anne baba yüreği. Ne DNA dan kimse anlamaz. Gösterin çocuğunu’ adının Vahap olduğunu bildiğimiz arkadaşı da susturdular.

Birkaç kişi daha tepki gösterdi ama kaale alan olmadı.

Mükremin hoca ile usludan görüştük. Sen anne babayı hazırla. Nasıl olsa mezara ben indireceğim. Başında ben olacağım dedi. Anlaştık müftü hocayla.

Şehidin cenaze namazı kalabalık bir cemaatin katılımıyla Süleyman hoca tarafından kıldırıldı.

Şehitler ölmez vatan bölünmez sloganları eşliğinde, çelenkler önde, şehidin naaşı arkasında, onun arkasında protokol üyeleri, onların arasında şehit aileleri ve vatandaşlar, bir müddet Barbaros hayrettin paşa caddesinden yürüdüler.

Kristal kahvesi önünde bekleyen Doğanşehir Belediyesi Cenaze aracına konulan naaş Kurucaova’ya defnedilmek üzere yola çıktı.

Kurucaova mezarlığı kasabanın girişinde yer alıyor. Mahşeri bir kalabalık var.

Tekbirler eşiğinde naaş araçtan alındı. Önceden hazırlanan mezarın başına getirildi.

İlçe müftüsü Mükremin hoca tabutun başında tabut açıldı. Müftü kafenin baş tarafını açtı. Şehidin yara aldığı tarafı kefenin bir parçasıyla görünmeyecek şekilde kapattı. Aileye seslendi.

Anne, baba kardeşleri gelsin. Şehitlerine son defa baksın.

Paşa rahatsız. Paşa sinirli ama artık emir komuta kendinde değil.

Yakınları gelip baktılar.

En son anneye sıra geldi. Anne geldi. Evladının yer yer şarapnel parçalarının izlerini taşıyan yüzünün bir tarafını gördü.

Gözlerinden sicim gibi akan yaşlar beyaz kefeni ıslatıyordu.

Allah sabır versin dedi müftü.

Kapattı kefeni defin işlemi başladı.

Şehit anası iki bayanın kolları arasında uzaklaştırıldı.

Ağlıyordu. Kan içine akıyordu. Ağlıyordu ama ağzından tek bir kelime söz çıkmıyordu. Söz ne kelime ses çıkmıyordu.

Şehit annesi olmuştu.

Ölen evlat dahi olsa kadın yüksek sesle ağlamaz, sesini, yabancı erkeklere duyurmazdı. Edep adap böyleydi.

Ana yüreği çocuğunun üzerine toprak atılmasına dayanamadı. Gözündeki yaşlar kesilmeden gözleri kapandı.

Bayılmıştı. Şehit annesi.

Mekânın cennet olsun şehidim.

Yılın annesini seçerler ya. İşte bu anneler yılın değil de yılların annesi seçilmeli.



Bu yazı 1750 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

NÜFUSU 10 BİNDE FAZLA OLAN BELDE BELEDİYELERİ YENİDEN KURULSUN MU ?


YUKARI